islamiHit.com Arama Motoru
 
HAKİKATE AÇILAN KAPI
 
  Ana Sayfa
  Haftanın konusu
  Üç Ayların Fazileti
  Kur'an-ı Kerim oku ve dinle
  Kur'an-ı Kerim
  => Fatiha
  => Ankebut suresi
  => Yasin suresi
  => Muhammed suresi
  => Fetih suresi
  => Rahman suresi
  => Vakıa suresi
  => Haşr suresi
  => Mulk suresi
  => Cinn suresi
  => Nebe' suresi
  => İnşirah suresi
  => Asr suresi
  => Maun suresi
  => Kafirun suresi
  => Nasr suresi
  => İhlas suresi
  => Felak suresi
  => Nas suresi
  Oruç
  Hz.Ali'nin Öğüdü
  Hanım Sahabiler
  Allah Dostları
  Akaid İmamları
  Mezheb İmamları
  Altın sözler
  Sözde Selefilere reddiye
  İmam-ı Gazaliden
  Ahmed er-Rifai'den
  El-Hac Tarhan Bilgiç
  Marifetname
  Akide
  Nefsin Mertebeleri
  Tasavvuf adabları
  Tasavvuf Nedir?
  Mürşid-Şeyh Kimdir?
  Rifai Esası
  Zikir Mertebeleri
  Hz. Mehdi ve Kıyamet
  Öğütler
  Ruh
  Mekke ve Medine
  Esma Kasidesi
  Hz.Ali'nin Kasidesi
  Şiirler
  Şeytanın 12 sözü
  İletişim
  Anket
  Sayaç
  Namaz Vakitleri
Rahman suresi

55-ER-RAHMAN SURESİ

Bu mübarek sûre, Rad sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. Yetmiş sekiz âyet-i kerîmeyi içermektedir. Allah'ın isimlerinden olan Yüce "Rahman" ismi ile başladığı için kendisine "Errahmân sûresi" adı verilmiştir. Bir hadis-i şerife göre bu mübarek sûreye "Arusül-Kur'an" ünvânı da verilmiştir.

Rahman Sûresi, Kamer sûresinde beyân olunan suçluların ve takva sahiplerinin ahvalini daha genişçe beyân buyurmaktadır.

Evet bu mübarek Rahman sûresi. Yüce Yaratıcı Hazretlerinin kulları hakkında dinî, dünyevî kişinin kendinde ve dış âleminde nîmetler ihsan buyurmuş olduğunu geniş olarak bildiriyor. Bunların kadrini bilip o kerem Sahibi merhametli mabudumuza ibâdet ve itaatte bulunmanın lüzumuna ve böyle kulluk vazifesine devamın selâmet vesilesi ve saadet olacağına işaret buyuruyor.

Kerem Sahibi Yaratıcımızın o kadar muazzam nimetlerini takdir edemeyip onları tekzibe, inkâr ederek nankörlükte bulunmaya cür'et edenlerin de ne kadar câhilce hareket ettiklerini kınamakta ve onlara ilâhî ihtar buyurmaktadır.

 

 

1. O rahmet olan Yüce Mabûd.

1.     Bu mübarek âyetler, Allah Teâlâ'nın mahlûkatı hakkında ne kadar geniş rahmet ve hikmet sahibi olduğunu bildiriyor. Kur'an-ı Kerim'in insanlık hakkında ne büyük bir ilâhî lütuf olduğuna işaret ediyor. Yeryüzündeki ve semâlardaki kudret eserlerine dikkatleri çekiyor. Gök cisimlerinin ne kadar güzel, hârika bir vaziyetlerde bulunduklarını gösteriyor. Kâinatta bir adalet dengesinin bulunduğunu haber veriyor. O Yüce Yaratıcımızın muazzam nimetlerini insan ve cinnin inkâr edemeyeceklerini ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: (O Rahman) Mahlûkatı hakkında lütuf ve ihsanı sonsuz olan Yüce Yaratıcı Hazretleri o Kerem Sahibi mâbuddur ki:

 

 

2.  Kur'an-ı -Peygamberlerine- öğretti.

2.   İnsanlık hakkında en büyük lutfu olmak üzere Son Peygamber'e (Kur'an-ı) Cibril Emîn vasıtasiyle (öğretti.) o Kadri Yüce Peygamber vasıtasiyle de bütün insanlık âlemine o kutsal kitabın hükümleri yayılmış ve tebliğ edilmiş oldu. Diğer bir yoruma göre de "Kur'an-ı bir alâmet, bir delil bir mucize kıldı."

Evet.. Kur'an-ı Kerim, en yüce bir nimettir, dünyevî ve uhrevî saadetin vesilesidir. Bütün hükümleri, insanlığı yüksek bir medeniyete, bir ahlâki terbiyeye kavuşturmaya kâfidir. Elverir ki, ona hakkıyla riâyet edilsin.

Bu âyet-i kerime, bir takım inkarcılara da bir cevap teşkil etmektedir. Rivayete göre "Rahmana secde edin" mealindeki bir âyet-i kerime inince müşrikler demişlerdi ki: "Rahman" nedir?. Biz onu bilmiyoruz. Sonra diyorlardı ki: Kur'an-ı Muhammed'e -Aleyhisselâm- bir insan öğretiyor. Bu âyet-i Kerime ise onları red için buyuruyor ki:         Kur'an-ı  insanlar değil,  kerem ve  merhamet  sahibi Yüce  Rahman  ismine  de  sahip  olan Allah Teâlâ öğretmiştir.  O  ilâhî kitap  bir ilâhî vahye  dayanmış

bulunmaktadır.

 

 

3.  İnsanı yarattı.

3.  O rahim ve rahman olan Hikmet Sahibi Yaratıcı (insanı yarattı) bu cins mahlûkatı da yok iken var etti, vücuda getirdi, onu da kabiliyetli, seçkin bir zümre kıldı.

 

 

4.  Ona beyanı -maksadını anlatmayı- öğretti.

4.    (Ona) O insanlık zümresine (beyânı) maksadı ifâde etmesini (öğretti) Evet.. O Hikmet Sahibi Yaratıcıdır ki: İnsanları zahirî ve bâtınî kuvvetler ile donattı, onları maksatlarını anlatbilecek bir kabiliyete nail buyurdu. Kullarına bu gibi kabiliyetleri, varlıkları ihsan buyuran bir Yüce Yaratıcı, elbette ki, onları irşâd için de ayrıca bir nîmet olmak üzere Yüce Peygamberine Kur'an-ı Kerim'i indirmiş ve öğretmiştir. Bu nasıl uzak görülebilir?.

 

 

5.  Güne; ve ay, -muntazam- bir hisâb ile cereyan etmektedir.

5.    Bir kere o Yüce Yaratıcının büyük kudretini düşününüz ki: (Güneş ve ay) takdir edilmiş muntazam (bir hesab iledir.) onlar, gök cisimlerinin en büyüklerindendir. Kendi burçlarında, menzillerinde belli vakitlerde, muntazam birer şekilde deveran edip durmaktadırlar. Bununla yer yüzünde muhtelif mevsimler, vakitler zuhura geliyor, bu sayede insanlığın da hayat faaliyeti tanzim edilmiş oluyor, bir nice faydalı mahsulat gelebiliyor.

 

 

 

6. Ve çimen ve ağaç secde ederler.

6.    (Ve çimen) Buğday ve arpa gibi sapı bulunan bitkiler (ve ağaç) hurma ve portakal ağaçları gibi sakları = sapları bulunan şeyler merhametli mâbud Hazretlerine (secde ederler) yaratılışları itibariyle ilâhî irâde ne ise ona itaatta bulunurlar. Onların öyle muhtelif şekillerde, özelliklerde olarak varlık alanına gelmeleri, ilâhî irâdeye boyun eğmelerinin bir neticesidir. Ve onlar kendilerine mahsus bir kulluk secdesi vaziyetinde bulunmuş olurlar. Fakat biz onun farkında olamayız.

 

 

 

7. Semayı yükseltti ve mizanı koydu.

7.  Ve o merhamet ve hikmet sahibi olan Yüce Yaratıcı (Semâyı yükseltti) gök kubbelerini yüksek yarattı, onları meleklerin birer ikâmetgâhı kıldı, dinî hükümlerin o taraftan Peygamberlerine inmesini takdir etti. (ve dengeyi koydu.) yâni: Bu âlemin nizam ve intizamını temin buyurdu. Bütün ilâhî hükümleri, birer adalet ve hikmete dayanmış bulundu ve her şeyde bir intizamın, bir adaletin cereyanını emretmiş oldu, adaleti ve dengeyi temine vesîle olacak kabiliyeti de o Yüce Yaratıcı, kullarınca yaratmıştır. Elverir ki, bu kabiliyetler kötüye kullanılmasın.

 

 

8. ki, mizanda hadd-ı tecavüz etmeyesiniz.

8. Evet.. Hikmet Sahibi Yaratıcı, dengeyi koydu. (Tâ ki,) ey insanlar!. Siz (mizanda hadd-i tecâvüz etmeyesiniz.) adaletten, doğruluktan ayrılmayasınız, toplumsal hayatınız bir intizam içinde, güzelce ahlâk düsturlarına riâyet dairesinde devam edip dursun.

 

 

9. Ve mizanı adaletle yerine getiriniz ve tartıyı noksan etmeyiniz.

9. (Ve mizanı adaletle yerine getiriniz) Onu doğru tutunuz, dikkatle hareket ediniz (ve tartıyı noksan etmeyiniz) adalet ve insafa aykırı bir vaziyette bulunmayınız, doğruluktan asla ayrılmayınız, bu mühim bir vazifedir, buna dikkat edilmesi icap eder.

 

 

10. Yeryüzünü de her hayat sahibi için döşedi.

10.        Ve Kâinatın Yaratıcısı Hazretleri (Yeryüzünü de her hayat sahibi için döşedi.) yer sahası, üzerinde yaşayan bir nice çeşitli hayat sahipleri için ve bilhassa insan nev-i için yaşayışa elverişli bir vaziyette yaratılmıştır.

 

 

11.  Orada çeşitli meyveler ve tomurcuklar sahibi olan hurma ağaçları vardır.

11.       (Orada) Yer yüzünde (çeşitli meyveler) şekilleri, lezzetleri, fâideleri muhtelif yemişler (ve tomurcuklar sahibi olan hurma ağaçtan vardır) hurmaların büyüyüp gelişmesini sağlamaya zâ'y olmalarını men'e vesîle olan bir takım çiçek g 11 af lan mevcuttur.

 

 

12. Yaprak sahibi daneler ve iyi kokulu nebat -vardır-,

12.   (Ve) Yeryüzünde (yaprak sahibi dane) ler (vardır) buğday, ve arpa gibi geçim sebebi olan toprak ürünleri mevcuttur (ve iyi kokulu bitki) de (vardır) insanın dimağını kuvvetlendiren, içerisine neşe veren güzel kokulu nice çiçekler ve şâire de yaratılmıştır.

"Reyhan fesleğen denilen güzel kokulu bitkidir. CenabHak'kın rahmetine ve ihsan buyurduğu rızka da "Reyhanullâh" denilmektedir.

 

 

13. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz.?.

13.       (Artık) Ey insan ve cin tâifleri (Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) o kerem sahibi, lütuf edici olan Yaratıcımızın öyle sonsuz olan nimetlerinden hangisini inkâr ederek nankörlükte bulunursunuz?. Böyle bir inkâr, pek büyük bir nankörlük değil midir?. Bunu takdir edemez misiniz?.

Bu âyet-i Kerîme, inkarcılara karşı büyük bir kınamayı içermektedir, ilâhî nîmetleri inkârın pek büyük bir rezalet olduğuna işaret için ve insanların dikkatlerini Allah'ın nîmetine çekerek onları gafletten kurtarmak için otuz bir kere tekrar buyurulmuştur. Böyle bir tekrara edebiyatımızda "tefti-i bend" deniliyor. Mühim bulunan mevzular, tekrar edilerek onunla enzar-ı dikkat çekilmiş bulunur.

"İlâ" ve "Elâ": Nîmet, lütuf ve ihsan demektir. Çoğulu: "lâ"dır. Zahirî ve bât mî nimetlerin hepsini de kapsamaktadır. ", " lâfzı da böyledir.

 

 

14.  İnsanı pişmiş çamurdan yapılmış çanak gibi bir kurumuş, ses ve bir balçıktan yarattı.

14. Bu mübarek âyetler de ilâhî nimetlerin bir kısmına dâir açıklamalarda bulunuyor, insanların ve cinlerin nelerden yaratılmış olduklarını bildiriyor. Doğu ve batı taraflarının birer ilâhî eser olduğunu haber veriyor, birçok kıymetli şeyleri sinesinde saklayan denizlerin ve onlarda akıp giden muazzam, gemilerin birer ilâhî nîmet olduğuna işaret ediyor ve bütün bu nimetlerin inkâr edilemeyeceğini ihtar buyuruyor. Şöyle ki: O Yüce Yaratıcı (İnsanı) Adem Aleyhisselâm'ı (pişmiş çamurdan yapılmış çanak gibi bir kurumuş, ses verir balçıktan yarattı.) öyle hayattan mahrum bir şeye insaniyet vererek onu hayat nimetine nail buyurdu, öyle bir yaratılış hârikası vasıtasiyle insanlık silsilesini vücuda getirmekte bulundu. "Selsal" kuru balçıkdır ki, kumla karışıp kurumuş olur ve kendisine el dokundukça ses verir. "Fehhar" da balçıktan yapılan çanak ve bardak demektir.

 

 

 

15. Cini de dumanı almayan hâlis bir âteş alevinden yarattı.

15.      (Cini de) O garip mahiyetteki taifeyi de veya onların ilk babalarını da (dumanı olmayan sade bir âteş alevinden yarattı.) o suretle vücuda getirdi. "Mâric" dumansız, ışınlı sade âteş.

 

 

 

16. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.

16.    (Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Hiç. gözlerinizin önünde parlayıp duran bu kadar ilâhî nimetleri nasıl inkâra cür'et edebilirsiniz?. Siz bu nimetleri hiç görmüyor musunuz?. Kendi varlığınızı da mı inkâr ediyorsunuz?.

 

 

17.  İki doğunun Rab'bi ve iki batının Rab'bidir.

17.  O Yüce Yaratıcı, (İki doğunun Rab'bi ve iki bâtının Rab'bidir.) yaz ve kısa âid doğuları ve batıları yaratmakta olan ancak o âlemlerin Rabbi'dir ki, o sayede dört mevsim meydana geliyor, havalarda, mahsulatta ve diğer şeylerde değişiklikler ve çeşitlilikler meydana geliyor, yer yüzünde hayatı devam ettirmek mümkün oluyor.

 

 

18. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.

18.       (Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz) Bütün bu varlık alemindeki değişiklikler, birer nimettir, birer hikmet gereğidir. Bunların ehemmiyetleri, fâideleri de nasıl inkâr edilebilir?.

 

 

19.  -O- iki denizi salıvermiştir, birbirine kavuşurlar.

19.   O Hikmet Sahibi Yaratıcı, (iki denizi) birbirine bitişik olan tatlı ve acı iki büyük denizi (salıvermiştir) onlar cereyan eder giderler (birbirine kavuşurlar) yeryüzünde birbirine temas ediverirler, görünüşe göre aralarında bir ayrılık yoktur. "Merc" göndermek ve karıştırmak demektir.

 

 

20. Aralarında bir engel vardır, birbirine tecavüz etmezler.

20.    Fakat o iki denizin (Aralarında bir engel vardır) bir haciz, bir mâni bulunmaktadır, (birbirine tecâvüz etmezler.) Her biri kendi yolunu tâkibeder, gideceği yere muntazaman akar gider. Bu da ne büyük bir ilâhî kudret eseridir, ve bunların böyle yaradılışında ne kadar fâideler vardır. Meselâ: Faris Denizi ile Rûm Denizi bu kabildendir. Nil nehri de Habeşistan dağlarından çıkarak kuzeye doğru akar, Akdeniz'e gidip dökülünceye kadar birbirine tecâvüzde bulunmaz.

"Berzah" iki şey arasındaki fasıla, iki denizi birbirinden ayıran dar yer manasınadır. Cehennem ve sıkıntılı yer mânasında da kullanılmıştır.

 

 

21. Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?.

21. (Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) O kadar büyük denizlerin, ırmakların mevcudiyeti bir nice fâideleri, menfaatleri içermiş bulunmaktadır. Bunların bu pek mühim, faydalı varlıkları da nasıl inkâr edilebilir?. Bunları bir kere düşünmez misiniz?.

 

 

22. O ikisinden inci ile mercan çıkar.

22.      (O ikisinden) O tatlı ve acı denizlerden (inci ile mercan çıkar.) o iki kıymetli cevher, her ne kadar acı denizden çıkmakta ise de tatlı denizlerden de çıkarılmaktadırlar. Özellikle bu iki deniz neticede biribirine kavuştuğu için birinde bulunan fâideli şeyler, diğerlerinde de bulunmuş demektir.

 

 

 

23. Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz

23.  (Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?.) Bu denizlerin böyle birer cevahir merkezi, birer menfaat kaynağı olmaları ne büyük birer nimettir, şimdi bunları da inkâr mümkün müdür?.

 

 

 

24.  Denizde dağlar gibi yapılmış olan büyük gemiler de onun içindir.

24.  (Ve onun içindir) O Yaratıcımızın irâdesine, yaratma ve icadına dayanmaktadır (denizde dağlar gibi yapılmış) mesnu bulunmuş (olan büyük gemiler) ki, istenilen tarafa akıp giderler. Onların varlıkları da birer ilâhî nîmettir ki, o vasıtalarla, şehirler arasında seyahatler, ticaretler mümkün oluyor, birçok istifâdeler temin ediliyor.

 

 

 

25. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.

25.    (Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Bütün o gemilerde ilâhî kudretin birer muntazam eseridir, bir çok menfaatleri temine vesiledir, o hâlde bu nimetleri nasıl inkâr edebilirsiniz?. Ey inkarcılar!. Hiç bu inkârların tehlikeli akıbetini düşünmez misiniz?.

 

 

26.  Onun üzerinde bulunan herkes fânidir.

26.    Bu mübarek âyetler de Yüce Yaratıcıdan başka bütün varlıkların yok olmaya mâruz bulunduklarını bildiriyor. Bütün mahlûkatın muhtaç oldukları şeyleri o Yüce Yaratıcıdan taleb eder olduklarını haber veriyor. Ve bütün insan ve cin'in yakında bir muhasebeye tâbi tutulacaklarını ihtar ediyor. Afv ve keremine iltica edilecek olan o Kerem Sahibi Rab'binizin nîmetlerini inkâra imkân bulunmadığına işaret buyurmaktadır. Şöyle ki: (Onun üzerinde bulunan) Yeryüzünde yaşayan (herkes fânidir) hiçbir mahlûk bu dünyada ebedî bir biçimde yaşayacak değildir. İnsanlar da, cinler de tamamen öleceklerdir. Bilâhare Allah'ın kudreti ile yeniden hayata kavuşup âhiret âlemine sevk edileceklerdir, orada hak ettikleri akıbete kavuşacaklardır.

 

 

27.  Celâl ve ikram sahibi olan Rab'binin zâtı ise baki kalacaktır.

27.   (Celâl ve ikram sahibi olan) Tasavvurların üstünde büyüklük ve ululuk sahibi ve lûtf ile, ihsan ile vasıflanmış bulunan (Rab'binin zâtı ise baki kalacaktır.) onun mukaddes zâtı, ezelidir ve ebedîdir, fânilikten yücedir. Yerde ve gökte bulunan her hayat sahibi ise bir gün yok olmaya mâruz kalacaktır. Tekrar vücuda gelmesi de yine ilâhî takdir ile vuk'u bulacaktır.

 

 

28. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.

28.    (Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?.) Bütün bu kâinattaki ilâhî tasarruflar birer hikmete ve kullarına âid birer menfaate, birer mühim gayeye dayanmaktadır. Bir kere hayat büyük bir nimettir, bundan istifâde edenler, dünyalarını da, âhiretlerini de temin etmiş olurlar, ölüm de, mü'minler hakkında büyük bir nimettir. Ölümü göz önüne alan mütefekkir insanlar, daha hayatta iken ebedi geleceklerini düşünüp temine çalışırlar ve özellikle İman ile, sâlih ameller ile ölüp âhirete gidenler dünyanın fâni varlığından kurtularak ebedi bir hayata, bir saadete nail bulunurlar. Artık bu ölüm, o gibi zâtlar hakkında pek büyük bir ilâhi nimetten ibarettir. Evet..

"Halk ölüm sandığını sanma ölüm ey Hakkı"

"Iyd'i Ekber'dir o kim sanma mematım geldi"

Velhâsıl: Kerem Sahibi Rab'bimizin hiçbir nimetini inkâr caiz olamaz.

 

 

 

29.  Göklerde ve yerde her kim var ise O'ndan dilerler. O, hergün bir işdedir.

29.        (göklerde ve yerde her kim var ise) Bütün melekler, insanlar, cinler (O'ndan) o Yüce Yaratıcıdan muhtaç oldukları, arzu ettikleri şeyleri (dilerler) talebte bulunurlar. Evet.. Bütün mahlûkat o Yüce Yaratıcıdan birer lisân-ı hâl ile veya söz ile veya her ikisi ile de birçok şeyler niyaz eder dururlar. Kısaca bir nice insanlar, cinler, afv ve mağrifet talebinde bulunurlar, melekler de mü'minler hakkında ilâhi mağrifetin tecellisini niyaz ederler. (O) Yüce Yaratıcı ise (her gün bir iştedir.) Bir emrdedir. Şöyle ki: O âlemlerin Rabbi, mahlûkatını diriltir, öldürür, rızıklandırır, izzete veya zillete uğratır, sıhhatle veya hastalığa mâruz bırakır, servete veya ihtiyaca düşürür. Göklerde ve yerlerde bulunanların birçok taleblerini karşılar. Bütün bunlar, birer hikmeti kapsamakta ve Allah'ın işlerinden sayılmaktadırlar.

 

 

30. Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzib edersiniz?.

30.    (Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzib edersiniz?.) O Yüce mâbud ki, kendi kullarına öyle niyazda bulunmalarına müsaade etmiştir, onların hikmet ve faydaya muvafık olan dualarını, istirhamlarını kabul buyurmaktadır. O hâlde o kerem, merhamet sahibi olan Yaratıcımızın hangi bir lutf ve ihsanı inkâr edilebilir?.

 

 

31.  Ey insan ve cin!. Yakında sizin için teveccüh edeceğiz.

31.        (Ey ins ve cin!. Yakında) Yâni kıyamet gününde (sizin için teveccüh edeceğiz.) yâni: Mahşer gününde hesabınızı görmek için sizlere yöneleceğiz, sizleri lâyık olduğunuz mükâfatlara ve cezalara kavuşturacağız, bu ilâhi ihtar da sizlerin hakkında bir ilâhi nimettir ki, bunu düşünesiniz, uyanıp fiil ve davranışlarınızı tanzime muvaffak olasınız.

"Sekaleyn" insanlar ile, cinlere verilmiş bir addır. Bunlar yeryüzünde bulunan diğer mahlûkata göre mükellefiyetleri itibariyle daha büyük bir varlığa sahip oldukları için bu ünvânı almışlardır, veyahut bunlar, yeryüzüne hayatlarıyle ve ölümleriyle bir ağırlık vermekte oldukları için kendilerine böyle sekaleyn denilmiştir.

 

 

32. Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzib edersiniz?.

32.       (Artık) Ey insanlar ve cinler!. (Rab'binizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?.) O Kerem Sahibi Rab'binizin sizleri mükellef tutması, sizleri hesaba tâbi bulundurması da hakkınızda birer nimettir, birer uyanma vesilesidir, bunu takdir etmeyip de inkârda bulunmanız nasıl uygun olabilir?.

 

 

 

33.       Ey cin ve insan cemaati!. Eğer göklerin ve yerin çevrelerinden çıkıp gitmeğe gücünüz yeterse hemen çıkıp gidiniz. Halbuki, bir kuvvet olmadıkça siz çıkıp gidemezsiniz.

33.      Bu mübarek âyetler de kıyamet gününde hiçbir kimsenin kaçıp kendisini mesuliyetten kurtaramayacağını ve ehl-i Cehenneme gelecek âteşin ne kadar müthiş bulunduğunu ihtar ediyor. O günde semâ tabakalarının nasıl parçalanarak bir vaziyet alacağını bildiriyor. İnsanların ve cinlerin o gün bir müddet soruya tâbi tutulmayıp hayretler, dehşetler içinde kalacaklarına işarette bulunuyor. İşte kullarına bu gibi hakikatları lütfen haber veren âlemlerin Rabbi'nin nimetlerini inkâr imkânı bulunmadığını beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: Yüce Yaratıcı Hazretleri şunu da ihtar buyuruyor: (Ey cin ve insan cemaati!. Eğer göklerin ve yerin çevrelerinden çıkıp gitmeğe) Kaçıp kurtulmaya (gücünüz yeterse) hiç durmayınız (hemen çıkıp gidiniz) kendinizi Allah'ın azabından kurtarınız. Heyhat ki, bu ne mümkün!, (halbuki siz bir kuvvet olmadıkça) bir güç ve üstünlüğe sahip bulunmadıkça (çıkıp gidemezsiniz) öyle bir kuvvet ve galibiyet ise sizin için ne arar!. Sizler böyle âciz olduğunuz hâlde o Yüce Yaratıcı, sizleri yine kusurlarınızdan dolayı hemen cezalandırmıyor, durumlarınızı ıslâha davet buyuruyor.

 

 

 

34. Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzib edersiniz?.

34.     (Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzib edersiniz?.) CenabHak'kın size böyle bir mühlet vermesi, sizi tevbe ve istiğfar ettiğiniz takdirde afv ve mağfiret buyuracağını vâ'd etmesi, ne mühim birer nimettir. Bunların ne büyük bir ilâhî lütuf olduğu da nasıl inkâr edilebilir?.

 

 

 

35. Sizin üzerinize âteşten dumansız bir alev ve alevsiz bir duman gönderilir, artık yardımlaşamayacaksınızdır.

35.        Bir kere düşünmelisiniz ki, eğer o Yüce mabudunuza İman ve itaatta bulunmaz da inatçı bir vaziyet alır, küfr ve isyanda devam eder iseniz (Sizin üzerinize âteşten dumansız bir alev ve alevsiz bir duman gönderilir) kabirlerinizden çıkıp mahşere gönderildiğiniz zaman öyle çeşitli âteşin azaplara uğrarsınız (artık yardımlaşamazsınız) bâzınız bâzınıza yardım ederek o başınıza, gelen azapları ortadan kaldıramazsınız.

 

 

36. Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzib edersiniz?.

36.   (Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzib edersiniz?.) Size akıl vermiştir, size uyanasınız diye o müthiş akıbetleri haber veriyor, size verilen bu nasihatları kabul edebilecek bir yetenek de ihsan buyurmuştur. Bunları inkâr, hiç mümkün müdür?. Binaenaleyh bunları güzelce düşünmelidir ki, o gelecek azaptan kurtarılabilsin.

 

 

37.  İşte o zaman ki: gök parçalanır da hemen kızıl deri gibi bir kül olmuş olur.

37. (İşte o zaman ki, gök parçalanır da hemen kızıl gibi bir kül olur.) Böyle garip bir vaziyet alır. Yahut gök eriyerek yağlar gibi akıcı bir hâle gelir. O zaman ne kadar müthiş hâdiseler vücuda gelmiş olacaktır. "Dıhan" kızıl deri ve zayıf yağmur ve çiçekten, verilişten vesâireden çıkarılan yağ mânasına olan "Dühn" kelimesinin çoğuludur. 38. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.

 

 

38.     (Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Geleceğe âid olan bu pek mühim hâdiseleri haber vermek, yetenekli olanları fenalıklardan, sorumluluktan getirecek muamelelerden men ve engellemeye vesîle olacağı için böyle haberlerde birer ilâhî nimettir ki, bunları da inkâr asla caiz olamaz.

 

 

39.  İşte o gün ne bir insan ve ne de bir cin günâhından sorulmayacaktır.

39.       (İşte o gün) O kabirlerinden çıkarılarak mahşere sevk edilecekleri zaman (ne bir insan ve ne de bir cin günâhından sorulmayacaktır) daha sonra mahşere, hesap yerine sevk edilince orada soruya mâruz kalmayacaklardır. Yahut onların haklarındaki soru sorulmamasından maksat, hâlleri hakkıyla bilgi edinmek maksadiyle olan sorudur. Böyle bir soruya ihtiyaç yoktur. Onların simaları, hâllerini göstermeğe kâfidir. Fakat kınamak, azarlamak için bir soruya tâbi olacaklardır.

 

 

40. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.

40.  (Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) O Hikmet Sahibi Yaratıcının kullarını bir muhasebeye tâbi tutup tutmaması da ve bunları kullarına haber vermesi de bir nevî nîmettir, bir uyanmak vesilesidir, bir irşâd ve uyarma hikmetine dayanmaktadır. Artık bu gibi nimetler de nasıl inkâr edilebilir?.

 

 

 

41.  Günahkârlar, simalariyle tanınırlar. Artık alınlariyle ve ayaklariyle yakalanırlar.

41.      Kabirlerinden çıkarılacak olan (Günahkârlar, simalariyle tanınırlar) yüzlerinde ortaya çıkan bir siyahlık, bir uğursuzluk ve isyan alâmeti onların nasıl suçlu kimseler olduğunu gösterir, (artık alınlarıyla ve ayaklarıyla yakalanırlar.) Onlar kendilerine mahsus, uğursuz alâmetleriyle başkalarında temayüz etmiş bulunurlar. O vakit melekler tarafından soruya ihtiyaç kalmaksızın o suçlular mahşere, sonra da cehenneme sevk edilirler. Nitekim dünyada da bâzı kimseler, yüzlerindeki bâzı alâmetlere bakılınca kendilerinin sevinçli mi, üzüntülü mü, güzel ahlâklı mı, değil mi olduğu anlaşılır. Parmaklarındaki çizgiler ile de bir takım hırsızlık vesaire fiillerinin kimler tarafından yapılmış olduğu tâyin edilebilmektedir. Bütün bunlar, Allah'ın mahlûkatı hakkında birer gayeye, birer fayda ve menfaate dayanmaktadır.

 

 

42. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.

42.     (Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Görülüyor ki: O Hikmet Sahibi Yaratıcı hiçbir şeyi abes yere yaratmamıştır. Her yaradılışı bir nice gayeleri, fâideleri içermektedir. Binaenaleyh bunları inkâra, elbette ki, hiçbir kimsenin selâhiyeti olamaz.

 

 

43.  İşte bu, o cehennemdir ki, bunu o günahkârlar tekzîb ederler.

43. Bu mübarek âyetler de inkarcıları kınamak için cehennemin müthiş vaziyetini ihtar ediyor. Takva sahibi olan zâtlar için de çeşitli ağaçları meyveleri, çeşmeleri içeren iki nevî cennetin takdir edilmiş olduğunu müjdelemektedir. Şöyle ki: Cehenneme sevk edilecek olan inkarcılara bir kınamak ve azarlamak yoluyla denilecektir ki:    (İşte bu, o cehennemdir ki, bunu o günahkârlar tekzîb ederler.) Yâni: Ey dinsizler, siz, dünyada iken bu cehennemi inkâr eder dururdunuz, şimdi gördünüz mü?. Ne kadar kâfirce kanaatte bulunmuş olduğunuzu anladınız mı?.

 

 

44. O cehennemin arasiyle son derece sıcak bir su arasında dolaşacaklardır.

44.      Artık o inkarcılar (O cehennemin) o âteşin azabın (arasiyle son derece sıcak bir su arasında dolaşacaklardır.) cehennemin âteşlerinden içerileri yanıp tutuştukça güya kendilerini kurtarabilmek için bir suya koşacaklardır, fakat pek âteşin bir sudan başkasını bulamayacaklardır. İçecekleri su da kendilerini ayrıca yakıp yandıracaktır. İşte kâfirler için takdir edilmiş bu felâketleri düşünüp de uyanık bulununuz.

 

 

45. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.

45.    (Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Ey insan ve cin taifeleri!. Kerem Sahibi mabudunuz, o geleceğe âid hâdiseleri, belâları haber veriyor ki: imân ile takva ile nitelenmiş olasınız da öyle müthiş azaplara tutulmayasınız, bu gibi ihtarlar ve irşatlar da ne büyük birer nimettir. Bunları da inkâr elbette ki, caiz değildir.

 

 

46. Ve Rab'binin makamından korkan kimse için iki cennet vardır?.

46.     Fakat îman ile nitelenmiş (Ve Rab'binin makamından korkan kimse için) yâni: O Yüce Yaratıcının kıyamette tâyin edeceği hesap yerinden, onun manevî huzurunda hesaba tâbi olmaktan korku ve endişede bulunan her bir takva sahibi için (iki cennet vardır) biri Adin cenneti diğeri de Naîm Cennetidir, veya biri ruhanî Cennettir ki, orada mukaddes tecellilere mazhar olur, Yüce Allah'ın cemalini seyretme saadetine nail bulunur. Diğeri de cismâni cennettir ki orada da çeşitli nimetlerden istifâde eder durur.

 

 

47. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.

47.   (Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Böyle mü'min takva sahibi kullarını çeşitli cennetlere, nîmetlere mazhar edecek olan bir Rab'bi Kerîm'in nimetleri nasıl inkâr edilebilir?. Buna hangi akıllı bir şahıs inanabilir?.

 

 

48.  -O iki cennet- çeşitli ağaçlara, meyvelere sahiptirler.

48.  O iki cennetin ikisi de (Çeşitli ağaçlara ve meyvelere sahiptirler.) onlarda öyle fâideli, iç açıcı şeyler mevcuttur. "Efnan" Çeşitli manasınadır. Tekili "Fen" dir.

 

 

49. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.

49. (Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini inkâr edersiniz.) O Yüce Yaratıcı; mümin kullarını ebediyet âleminde o kadar çeşitli nîmetlere nail buyuracaktır, bunları kim inkâra cür'et edebilir.

 

 

50. İkisinde iki pınar vardır ki, akar giderler.

50.    O iki cennetin ikisinde de (İki pınar vardır ki, cereyan ederler) bu iki pınardan birine "Tesnim" diğerine de "Selsebil" adı verilmiştir. Bunlar fevkalâde güzel, leziz bulunmaktadırlar. Bunlardan cennetlerdeki ağaçlar da, bitkiler de faydalanırlar.

 

51. Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz.

51.  (Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?.) Böyle birer hayat suyu olan ve kıymetleri, ehemmiyetleri tasavvurların üstünde bulunan ilâhî nimetler inkâra nasıl cür'et gösterilebilir?. Bunlar birer muazzam nimettir ki, bunlardan ancak o inkarcı olanlar mahrum bulunacaklardır.

 

 

52.  İkisinde de hertürlü yemişten iki çift vardır.

52.     O iki cennetin (İkisinde de hertürlü yemişten iki çift vardır) Her meyve iki sınıfa ayrılmıştır. Birisi yaş, diğeri de kurudur, bununla beraber biri lezzet ve güzellik itibariyle diğerinden noksan değildir, dünya meyvelerine benzemezler.

 

 

53. Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzib edersiniz?.

53.  (Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzib edersiniz?.) Bu nimetlerin hepsi de güzel, zevkli bulunmaktadır. Onlar nasıl inkâr edilebilir?.

 

 

54.  -Onlar- astarları kalın ipek kumaştan olan döşekler üzerine dayanmış bir hâlde olacaklardır ve iki cennetin meyvelerinin toplanışı da yakındır.

54.       Bu mübarek âyetler de cennetlere nail olacak zâtların nasıl mutlu bir vaziyette bulunacaklarını bildiriyor. Onlar için nasıl seçkin eşler tahsis buyurulacağını müjdeliyor. İyiliğin karşılığı iyilikten başka olmayacağını ve ilâhi nimetlerin inkârı mümkün bulunmadığını beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: O Yüce Yaratıcıdan korkan takva sahibi zâtlar o cennetlerde (astarları kalın ipek kumaştan olan döşekler üzerine dayanmış bir hâlde olacaklardır.) o döşeklerin astarları böyle kıymetli olunca yüzleri daha ne kadar süslü, kıymetli bulunacaktır. O takva sahipleri işte böyle pek nefs, pek temiz, eşsiz cennet eşyasına sahip olacaklardır, (ve o iki cennetin meyvelerinin toplanışı da yakındır.) O meyveler, zahmetsizce elde edilebilir bir hâlde bulunurlar. Rivayet olunduğu üzere meyve ağaçları, meyvelerini almak isteyene ehl-i Cennet'e karşı eğilirler, onların meyvelerini kolaylıkla almak mümkün olur.

 

 

55. Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzib edersiniz?.

55.      (Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzib edersiniz?.) O cennet alemindeki şu kadar çeşitli nimetler de ne kadar güzeldir, lezizdir, müminler için birer ilâhi lütuftur. Binaenaleyh onları da inkâr asla doğru olamaz.

 

 

56.  O cennetlerde gözlerini -yalnız kendi kocalarına- hasretmiş kadınlar vardır ki, kendilerine onlardan önce ne bir insan ve ne de bir cin dokunmam ıştır.

56.  (Onlarda) O cennetlerde (gözlerini) yalnız kendi kocalarına (hasretmiş kadınlar vardır ki, kendilerine) o kadınlara (onlardan önce) o cennetlerdeki kocalarından evvel (ne bir insan ve ne de bir cin d okunmamıştır.) onlar bakire bir hâlde bulunmuşlardır. 57. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.

57.    (Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) O âlemlerin Rabbi, takva sahibi kullarına cennetlerde öyle fevkalâde güzel, temiz eşler de ihsan buyuracaktır ki, bu husustaki vâ'd-i ilâhîde kesindir, bunları da inkâr nasıl uygun olabilir?.

 

58. Sanki, onlar, yakut ve mercandır.

58.         Evet.. O eşler pek güzel ve müstesnadırlar (Sanki onlar yakut ve mercandır) onlar, yahut nefîsler, bu berraklığa sahiptirler, ufak dâneli inciler gibi de beyaz ve parlakdırlar.

 

 

59. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.

59.  (Artık Rab'binizin hangi bir nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Bu pek seçkin eşler de ne kadar büyük birer nimettirler. Bunları da inkâr nasıl caiz görülebilirler?.

 

 

60.  İyiliğin mükâfatı, iyilikten başka mıdır?, -elbette değildir-.

60.  (İyiliğin mükâfatı iyilikten başka mıdır?.) Elbette ki değildir. Güzel amellerin, takva ile yapılan hareketlerin karşılığı, sevaptır, ilâhî ihsana kavuşmaktır.

 

 

61. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.

61.  (Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Öyle inkarcı, ilâhî lütuflardan habersizce yaşamak, kulluk sânına lâyık olur mu?.

 

 

62.  O iki cennetin ötelerinde de iki cennet vardır.

62. Bu mübarek âyetler de mü'minlerin nail olacakları çeşitli cennetlerin ne gibi güzel nimetleri içerdiğini bildiriyor. O cennetlerde ne kadar temizlik ve güzelliğe sahip hurilerin bulunacağını haber veriyor, ehl-i Cennet'in de ne kadar muhteşemce bir vaziyette bulunacaklarını müjdeliyor. Bu gibi ilâhî nimetlerin inkâr edilemeyeceğini ihtar buyuruyor. Büyüklük ve ululuğunun, ikram ve ihsanının sonu bulunmayan Allah Teâlâ Hazretlerinin de yüceliğini ve kutsiyetini beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: (o iki cennetin ötelerinden de) Kendilerine yakın bir tarafta da (iki cennet vardır) bu iki cennet de ehl-i yemîn denilen mü'minlere mahsustur. Bunlarda bitkiler ve yeşil reyhanlar yetişir ve gelişir, bunlar da güzel bir manzara teşkil eder.

Mukatilden rivayet edildiğine göre evvelki iki cennetten maksat Adn Cenneti ile Naîm cennetidir. Sonraki iki cennetten maksat da Firdevs cenneti ile Me'va Cennetidir.

Ruhülbeyanda anlatılmış olduğu üzere müttakiler = Allah'tan korkanlar, iki kısımdır. Birisi Allah'a yakın olanlardır. Diğeri de sağdakilerdir. Bu ikinci kısım, yüksek faziletler   ve ameller bakımından birinci kısımdan aşağı derecededir. Binaenaleyh birinci kısma âid cennetler de ikinci kısma âid cennetlerden üstündür. Allah'a yakın olanların iyilerden üstünlüğü gibi. Allah doğruyu daha iyi bilir. 63. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerinî tekzîb edersiniz?.

 

 

63.      (Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?.) Bu pek yüce, mutluluk veren cennetler de ne muazzam birer ilâhî nimettir. Bunları da inkâr etmek, ne kadar cehalet ve nankörlük eseri değil midir?.

 

 

64.  -O iki cennet- koyu yeşil renktedirler.

64.  O iki cennet (iki koyu yeşil renktedirler.) fazla yeşil oldukları için siyahımsı bir renkte görünür gibi bulunurlar.

"Müdhamme" kelimesi karalık mânasına olan dühme kelimesinden türemiştir ki, çok yeşil renkte bulunduğundan dolayı siyah renkte görünen şey demektir.

 

 

65. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.

65.  (Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Bütün bu cennetler birer nimettir, bunları inkâr etmek nasıl uygun olabilir?.

 

 

66.  O ikisinde iki fışkıran pınar vardır.

66.  (O ikisinde) Her mü'min'in nail olacağı iki cennetin ikisinde de (iki fışkıran pınar vardır.) lezîz lezîz suları feveran eder durur.

 

 

67. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.

67.   (Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Bu gibi birer hayat suyu kaynağı olan çeşmelerde birer mühim ilâhî nimettir. Bunlar da elbette ki, inkâr edilemez.

 

 

68.  O ikisinde her nevî meyve ve hurma ve nar -ağaçları- vardır.

68.  (O ikisinde de) O ikişer cennetin her birinde pek fâideli olan (her nevî meyve) ve özellikle kış ve yaz bulunan ve birer gıda teşkil eden (hurma ve nar) ağaçları (vardır.) bunlardan da ehl-i cennet, faydalanarak zevk-u sefa içinde yaşarlar.

 

 

69. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.

69.  (Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Bütün bunlar birer ilâhî nimettir, birer ilâhî lütuftur, bunları da inkâra kimsenin selâhiyeti yoktur.

 

 

70.  O cennetlerde iyi huylu, güzel yüzlü kadınlar vardır.

70.  (Onlarda) O cennetlerde (iyi huylu, güzel yüzlü kadınlar vardır.) her biri pek güzel ahlâk ile, pek güzel sima ile vasıflanmış bulunmaktadırlar. Yüce Yaratıcı, onları öyle temiz, seçkin bir surette yaratmıştır.

 

 

71. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.

71.  (Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?) Bütün bunlar birer ilâhî nimettir, birer ilâhî lütuftur, bunları da inkâra kimsenin selâhiyeti yoktur.

 

 

72.  -Onlar- çadırlarda ikamete devam eden hurilerdir.

72.       Evet.. O güzel, hayırlı kadınlar (çadırlarda) cennetlerde kendilerine mahsus, pek kıymetli, ferahlık veren ikâmetgâhlarda (ikâmete devam eden) örtülü, ötede beride dolaşıp durmaktan sakınan (hurilerdir.) ehl-i cennete vâ'dedilmiş olan pek güzel yüzlü, siyah gözlü kızlardır ki, gözlerini yalnız kocalarına tahsis ederek pek temiz bir hâlde yaşarlar. Pek seçkin örtülü hanımlardan bulunurlar. Bunlarda ne büyük birer nimet!.

 

 

73. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.

73.  (Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Böyle temiz eşlere kavuşmak da birer ilâhî nimettir, elbette ki, bunları inkârda asla uygun olamaz.

 

 

74.  Onlara kocalarından evvel ne bir insan ve ne de bir cin dokunmamıştır.

74.     (Onlara) O güzel hurilere (kocalarından evvel) o ikişer cennetlere nail olan zâtlardan önce (ne bir insan ve ne de bir cin dokunmamıştır.) onlar, bakire olarak kocalarına mahsus birer seçkin nimetlerdir.

 

 

75. Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?.

75.       (Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?.) Bu kadar güzel, çeşitli nimetlerden hangi birini inkâra cür'et edilebilir?. Böyle bir inkâr, büyük bir nankörlük eseri değil midir?.

 

 

76.  -O cennet ehli- yeşil yastıklara pek güzel, nâdir döşemelere yaslanmış -bir hâlde bulunacaklardır.

76.      O cennet ehli (Yeşil yastıklara ve pek güzel, nâdir) hoş, güzel (döşemelere yaslanmış) bir hâlde bulunacak dardır) böyle çeşitli, istirahat sağlayan nimetlere nail olacaklardır.

 

 

77. Artık Rab'binizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?.

77. (Artık) Ey insan ve cin zümreleri!. (Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Bütün bu sonsuz nimetler, birer ilâhî lütuftur. Mü'minler, bu nimetlere nail olacaklardır. Bunları inkâr edenler de kendi kötü inançlarının cezasına kavuşacaklar, bu nimetlerden ebediyyen mahrum kalacaklardır. Çünkü âlemlerin Rabbi Hazretlerinin nimetlerini bilip ona şükredenlerin hakkında o nimetler artar, o inkâr etmek ise o nimetlerden mahrumiyete sebep olur. Artık inkarcılar, nankörler bu akıbeti bir düşünmeli değil midirler?

 

 

78. Celâl ve ikram sahibi olan Rab'binin ismi, mübarek -yüce mukaddes- olmuştur.

78. (Celâl ve ikram sahibi olan) Kudret ve azametle, lütuf ve ihsan ile vasıflanmış bulunan (Rab'binin ismi) zât ve sıfatı (mübarek) yüce ve mukaddes (olmuştur) bütün âlemleri ve nimetleri kudretiyle yaratan inkarcıları azamet ve celâl iyi e azaba çarptıran, itaatli kullarını da lütuf ve keremiyle nice nimetlere nail buyuran, ancak yüce yaratıcıdır. İşte o âlemlerin rabbi hazretlerinin varlığını, kudret ve yüceliğini, bütün ilâhi beyânlarını tasdik etmek ve yüceltmek, onun kulları için en mühim, en kesin bir kulluk vazifesidir. Bütün kulların selâmet ve saadeti, ebedi nimetlere nailiyetleri ancak bu kulluk vazifesini ifâ etmelerine bağlıdır. Bu pek lüzumlu kulluk vazifesini ifâya muvaffakiyetimizi kerem ve merhamet sahibi Rab'bimizden niyaz eyleriz. Başarı Allah'tandır.

Saat  
   
Facebook beğen  
   
Reklam  
   
Ayet  
  Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et.
( Tur suresi 48. ayet)
 
Hadis  
  Çok kaygı çekme, mukadder olan olur, takdir olunan rızkında sana gelir.  
 
  Gel aldanma bu dünyaya sonu viran olur birgün. Senin kurduğun bu demler elbet yalan olur birgün. Hangi güzel yüz ki toprak olmadı, hangi ceylan göz ki yere akmadı.  
ziyaretçi 81830 ziyaretçi (182600 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=