HAKİKATE AÇILAN KAPI  
 
  Maun suresi 21.04.2018 20:42 (UTC)
   
 

107-EL-MAUN SURESİ

 

Bu mübarek sûre, Et-Tekâsür sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. Yedi âyet-i Kerîmeyi içermektedir. Esirgenmeyecek bir yardım demek olan "Maun" kelimesile nihayet bulduğu için kendisine bu isim verilmiştir: Buna "Ereeyte" ve "Din" sûresi de denilmiştir. Bundan evvelki Kureyş sûresinde CenabHak'kın Kureyş'i açlıktan koruduğu ve onları ibâdetle mükellef kılmış olduğu bildirilmişti, bu sûrede de dini yalanlayan, Allah'ın emrine muhalefet ederek cimrilikte bulunan kimselerin ahlâksız hâllerine işaret olunduğu cihetle bu iki sûre arasında mühim bir münâsebet vardır. Ve Kureyş kabilesi hakkında bir tehdide de taşımaktadır.

 

 

1. Gördün mü o kimseyi ki: Dini yalanlar.

1.    Bu mübarek sûre, dini yalan sayan, muhtaçlara yardımdan kaçınan, riyakâr olup yan il arak namaz kılan ve son derece cimri bulunan herhangi bir şahsın o pek çirkin vaziyetini nazarı dikkate sunmaktadır. Şöyle ki: Ey Peygamber!. Veya ey akıllı, düşünen insan!. (Gördün mü?) Yâni: Hâline vâkıf olup bildin mi (o kimseyi ki: Dini yalanlar.) açık ve parlak olan İslâm dininin gerçekliğini, yüceliğini tasdik etmez, küfür içinde yaşamaktan çekinmez.

Böyle "Gördün mü" gibi soru yoluyla olan hitaplardan maksat, beyan olunacak şeylere işitenlerin dikkatini çekmek ve onları güzelce anlamaya teşvik eylemektir.

Mutlak surette bildirilen dinden maksat da İslâm dinidir. Çünkü, Kur'an-ı Kerim ve müminlerin ıstılahıma mutlak dinden maksat, İslâm dininden ibarettir, diğer dinlere ise mutlak surette din denilemez, belki: Sınırlandırılarak Hıristiyanlık dini, Yahudilik dini gibi bir şekilde ifade edilir. "Tefsir-i Kebir."

 

 

2.  İmdi o kimseler ki: Yetimi it ive ri r.

2.        (İmdi o) İslâm dinini inkâr eden şahıs (o kimsedir ki: Yetimi itiverir.) yanından şiddetle kovar, ona bir hakaret gözüyle bakar, onun bir ihtiyacını bertaraf etmeğe yanaşmaz.

 

 

3. Ve yoksula yemek yedirilmesi için teşvikte bulunmaz.

3.  (Ve) O kimse, öyle cimri ve iyiliksever olmaktan öyle uzaktır ki, (yoksula yemek yedirilmesi için) başkalarını da (teşvikte bulunmaz.) bir hayra vesile olmak istemez, başkalarının iyilikte bulunmalarını bile kıskanır.

Bu mübarek âyette şuna işaret vardır ki: İnsan, elinden geldiği takdirde yetimlere, fakirlere kendi malından yardım etmelidir. Kendi malı olmadığı takdirde başkalarını öyle bir yardımda bulunmaya güzel bir şekilde teşvik eylemelidir. İnsaniyet adına iyiliksever bulunmalıdır.

Bir rivayete göre bu âyet-i kerimenin bildirdiği kimseden maksat; Ebû Cehil'dir ki: Bir yetimin vasisi bulunuyordu, o yetim bir gün çıplak bir hâlde Ebû Cehl'in yanına gelmiş, onun yanındaki kendi malından bir şey istemiş, Ebû Cehil ise o yetimi fena bir surette def etmiştir. Yahut o kimseden maksat, münafıklardan bir şahıstır. Maamafih bu ilâhi beyan, bütün o gibi cimri kimseleri hitab etmektedir.

 

 

4. Artık vay hâline o namaz kılanların ki:

4.     (Artık vay hâline!.) Yazıklar olsun, şahısları azaba lâyıktır, (o namaz kılanların ki:) Bedenen ve lisânen namaz kıldıkları hâlde o namazdan ruhen yararlanamazlar. gafletten uyanmazlar, ahlâki fazilet ile vasıflanmaya çalışmazlar, yoksullar hakkında bir şefkat, muhabbet duygusu beslemezler.

 

 

5. O kimseler ki: Onlar namazlarından yanılanlardır.

5.    Evet, azaba lâyıktır, (O kimseler ki: Onlar namazlarından yanılanlardır.) yâni, lisânen okuduklarından gaflette bulunurlar, ona ehemmiyet vermezler, unutma ve hatadan hiç kurtulamazlar, ne için okuduklarını, rüku ve sücutte bulunduklarını asla düşünmezler.

Bu yanılmadan maksat, namazların vakitlerini, şartlarını gözetmemek, bütün namazları birer yanılma ve gaflet içinde kılmaktır. Namazlara ehemmiyet vermemektir. Yoksa hakikî bir mü'mîn de bazen namazlarında yanılabilir, bunun telâfisi için sehiv secdesi ve namazı iadesi, meşrü'dur. Kasde dayalı olmayan bir yanılma ve hata bu müslümanlar hakkında affedilmiştir.

 

 

6.  O kimseler ki: Onlar göstericilerdir.

6.    Evet.. (O kimseler ki: Onlar, göstericilerdir.) insanlara gösteriş için namaz kılarlar, sırf Allah rızâsı için, samimi bir kalp ile ibâdette bulunmuş olmazlar, riyakârca bir hâlde yaşar dururlar, elbette ki: Onlar, azabı hak etmişlerdir.

 

 

7. Ve menedilmesi âdet olmayan bir şeyi bile menediverirler.

7. (Ve) Onlar, öyle cimri, hayırdan uzak kimselerdir ki: (men edilmesi âdet olmayan bir şeyi) yâni: Gerek fakirlere ve gerek zenginlere istedikleri zaman men edilmesi âdet olmayan en âdi şeyleri bile, meselâ: bir içim suyu, bir parça tuzu, bir ateş parçasını, bile vermezler, emaneten verilecek bir kabı, bir baltayı, bir keseri bile vermekten kaçınırlar. İşte bu gibi şeylere "Maun" denilir.

Artık öyle cimri kimseler, zekât verirler mi?. Yetimlere, yoksullara yardımda bulunurlar mı?. Onların namazları da samimî değil, bir gösteriş içindir. Böyle bir riya = gösteriş ise küfürden bir parça bulunmaktadır.

Kısacası: Bu mübarek sûre, bizlere telkin etmiş bulunuyor ki: Bir insan, samimi bir surette müslüman olmalıdır. İslâm dininin yüceliğini kalben ve lisânen tasdik etmelidir, fakirlere zaiflere de elden gelen yardımı esirgememelidir. Dinî vazifelerini bir şekv ile, bir uyanıklıkla seve seve yapmaya çalışmalıdır. Allah'ın himayesine sığınarak her hususta muvaffakiyyatı Kerem Sahibi Mâbud'tan temennide, niyazda bulunmalıdır. Ve başarı Allah'tandır.

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  Reklam
ziyaretçi 84072 ziyaretçi (187603 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=