islamiHit.com Arama Motoru
 
HAKİKATE AÇILAN KAPI
 
  Ana Sayfa
  Haftanın konusu
  Üç Ayların Fazileti
  Kur'an-ı Kerim oku ve dinle
  Kur'an-ı Kerim
  => Fatiha
  => Ankebut suresi
  => Yasin suresi
  => Muhammed suresi
  => Fetih suresi
  => Rahman suresi
  => Vakıa suresi
  => Haşr suresi
  => Mulk suresi
  => Cinn suresi
  => Nebe' suresi
  => İnşirah suresi
  => Asr suresi
  => Maun suresi
  => Kafirun suresi
  => Nasr suresi
  => İhlas suresi
  => Felak suresi
  => Nas suresi
  Oruç
  Hz.Ali'nin Öğüdü
  Hanım Sahabiler
  Allah Dostları
  Akaid İmamları
  Mezheb İmamları
  Altın sözler
  Sözde Selefilere reddiye
  İmam-ı Gazaliden
  Ahmed er-Rifai'den
  El-Hac Tarhan Bilgiç
  Marifetname
  Akide
  Nefsin Mertebeleri
  Tasavvuf adabları
  Tasavvuf Nedir?
  Mürşid-Şeyh Kimdir?
  Rifai Esası
  Zikir Mertebeleri
  Hz. Mehdi ve Kıyamet
  Öğütler
  Ruh
  Mekke ve Medine
  Esma Kasidesi
  Hz.Ali'nin Kasidesi
  Şiirler
  Şeytanın 12 sözü
  İletişim
  Anket
  Sayaç
  Namaz Vakitleri
Kafirun suresi

109-EL-KAFIRUN SURESİ

 

 

Bu mübarek sûre, "El-Maun" sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. Altı âyet-i kerîmeyi içermektedir. Kâfirlere bir ihtarı içermiş olduğu için kendisine bu isim verilmiştir. Maamafih buna "El-Münâbeze" yâni: Muharebe ve "Mukas Kişe" yâni: Uyuz ve çiçek gibi illetlerden iyileştirici sûresi adı verilmiştir. Kevser sûresinde Resûl-i Ekrem'in CenabHak'ka ibâdetle mükellef olduğuna ve şanının yüceliğine işaret edilmişti. Bu sûrede de o Yüce Peygamber'in Hak Teâlâ'ya ibâdet edip kâfirlerin ibâdet etmedikleri bildirildiği için bu iki sûre arasında mühim bir irtibat vardır.

 

 

1. De ki: Ey kâfirler!.

1.    Bu mübarek sûre, İslâm dininin diğerlerinden uzak olduğunu gösteriyor. İlâhî dinin başkalarına bir ihtiyacı bulunmadığını bildiriyor. Resûl-i Ekrem'in Allah'ın himayesinde olup başkalarına ihtiyacı bulunmadığına şöylece işaret buyurmaktadır. Ey Allah'ın birliğini insanlığa telkine memur olan Yüce Peygamber!. O küfürlerinde ısrar edip duran müşriklere (Deki: Ey kâfirler!.) ey hakikî dinden mahrum olan inkarcılar!.

Gerçekten de Resûl-i Ekrem, Sallâlâh-ü Aleyhi Vesellem, insanlara karşı her hususta merhametle, yumuşaklıkla muamelede bulunmakla emrolunmuştu, dâima güzel şekilde hitabede, tartışmada, mücadelede bulunurdu. Şimdi bir takım müşriklere karşı: Ey kâfirler!, diye hitap etmesi, sırf bir ilâhî emre dayalıdır. Çünkü: O muhataplar, küfürlerinde ısrarlı kimseler idi, Yüce Peygamber'! bile kendi bâtıl dinlerine sevk etmek istemişlerdi, binaenaleyh onları böyle bir hitap ile reddetmek, bir hikmet gereği olmuştu.

Evet.. Bu mübarek sûrenin iniş sebebi tefsirlerde şöyle gösteriliyor: Mekke-i Mükerreme'deki müşriklerden "Velid Binil'Mugayre" As Bin-i Vâil, Esvet Bin-i Abdül'muttalip, Ümmiyye Bin-i Half; Kureyş taifesinin ileri gelenlerinden idi. Bir gün bir cemaatle Resûl-i Ekrem'in yanına geldiler, "Yâ Muhammedi. Sen gel bizim dinimize tâbi ol, biz de senin dinine tâbi olalım, seni kendi işlerimize ortak yapalım, sen bizim putlarımıza bir sene ibâdet et, biz de senin Allah'ına bir sene ibâdet edelim,         eğer senin getirdiğin bir hayır ise biz de onda sana ortak olmuş oluruz. Ondan nasîb almış bulunuruz ve bizimle olan hayır ise sen de bizim işimize iştirak

etmiş, ondan bir nasîb almış bulunursun" diye teklif yapmış oldular.

Peygamber Efendimiz ise.. "Allah korusun!. Ben Allâh-ü Teâlâ'ya başkasını ortak edinir miyim?. AllâhTeâlâ'dan başka yaratıcı, ibâdete lâyık bir şey yoktur." diyerek o müşrikleri reddetti. İşte bu olay üzerine bu sûre-i celîle nazil oldu. Resûl-i Ekrem Hazretleri de Mescid-i Haram'a gidip bunu insanlara karşı okudu, artık o kâfirler, ümitlerini kesmiş bulundular.

 

 

 

2.  Ben sizin ibadet ettiğinize ibadet etmem.

2.  Yüce Peygamber o kâfirlere şöyle hitap ile emrolunmuştu: Ey kâfirler!. (Ben) gelecekte (sizin ibâdet ettiğinize ibâdet etmem.) Allah'ın birliğini terk ederek sizin şirkinize iştirak edecek değilim, çünkü, sizin taptığınız şeyler, mâbutluk sıfatına sahip değildirler. Onlar ibâdete asla lâyık olamazlar. Onlar bir kısım mahlûkattan ibarettirler, hepsi de muhtaç, fenaya uğramışlardır: Bir Yüce Yaratıcının birer yaratılış eserinden başka bir şey değildirler, onlara nasıl ibâdet edebilirim?

 

 

3. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet ediciler değilsinizdir.

3.   (Siz de) Ey küfür ve şirk içinde yaşayanlar!, (benim ibâdet ettiğime ibâdet ediciler değilsin izdir.»Siz, bâtıl tanrılara ibâdet ediyorsunuz. Yalnız Yüce M âb u d' a ibâdet edecek kimseler bulunmuyorsunuz.

 

 

 

4. Ve ben sizin taptığınıza tapıcı değilim.

4.         (Ve ben) İstikbâlde olduğu gibi hâlen de (sizin taptığınıza tapıcı değilim.) ben dâima ortak ve benzerden uzak olan bir Ezeli M âb u d' a kullukta bulunurum, ondan başkasına ibâdette bulunmam. Çünkü, ondan başkası asla ilâhlık ve mabutluk sıfatına sahip değildir.

 

 

5. Siz de benim taptığıma tapıcılar değilsinizdir.

5.      (Siz de) Ey küfürlerinde ısrar edip duranlar!, (benim taptığıma tapıcılar değilsinizdir.) Siz hiç bir vakit Allah'ın birliği inancını kabul ederek İslâmiyet şerefine nail olamayacaksınızdır. Ben yalnız Allah-ü Teâlâ'ya tam bir samimiyetle ibâdet etmekteyim, sizin ibâdetleriniz ise haddizatında makbul bir ibâdet değildir. Sizin ibâdetleriniz, şirk ile karışıktır. Gaflet ve cehalete dayalıdır, Allah'ın emrine terstir.

 

 

6. Sizin dininiz sizin içindir, benim dinim de benim içindir.

6. Artık ey müşrikler!. (Sizin dininiz sizin içindir.) Öyle küfür ve şirke dayalı olan ve haddizatında bir ilâhî din mahiyetinde bulunmayan sizin dininiz, size mahsustur, onun cezası size yöneliktir. (Benim dinimde benim içindir.) Allah'ın birliği esasına dayalı ve her şekliyle gerçekliğe, yüceliğe sahip olan İslâm dini de benim dinimdir. Onun mükâfatı da bana aittir.

Bir yoruma göre bu âyetteki "din"den maksat, cezadır. Ceza ve mükâfattır. Buyrulmuş oluyor ki: Ey inkarcılar!. Sizin cezanız size aittir. Artık siz, bu akıbeti düşünün, çünkü, küfür ile âhirete gidenler, ebedî şekilde azap göreceklerdir. Müslümanlar da âhirette ebedî mükâfatlara nail olacaklardır. Bâzı zâtlara göre bu ilâhî beyan, cihad ile emrolunmadan öncedir. Bilâhare nesh olunmuştur. (Yürürlükten kaldırılmıştır.) Fakat tahkik ehli zâtların ifadelerine göre bunda bir nesh yoktur. Bu muhkem bir sûredir. Bunda küfre bir izin ve cihattan engelleme yoktur. Bu ilâhî beyan kâfirlerin hakkında bir tehdidi ifade etmektedir.

Ve onlara karşı bir meydan okumak mahiyetindedir. Nesh ise bunun tersinedir. Bir zaruret bulunmadıkça nesh cihetine gidilemez. "Tefsîr-i Kebîr, Siracül'Münîr, Tefsîr-i Alûsî, Tefsîrül'meragî."

Saat  
   
Facebook beğen  
   
Reklam  
   
Ayet  
  Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et.
( Tur suresi 48. ayet)
 
Hadis  
  Çok kaygı çekme, mukadder olan olur, takdir olunan rızkında sana gelir.  
 
  Gel aldanma bu dünyaya sonu viran olur birgün. Senin kurduğun bu demler elbet yalan olur birgün. Hangi güzel yüz ki toprak olmadı, hangi ceylan göz ki yere akmadı.  
ziyaretçi 81830 ziyaretçi (182589 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=